(YENİ) SENDİKALAŞMAYA ÇAĞRI!
Bir kamu çalışanı olarak yirmibeşinci yılı doldurmama çok fazla zaman kalmadı.
Kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmesi başlar başlamaz Genel Sağlık İş üyesi oldum ve bu üyeliğimi sonradan gerçekleşen birleşmeyle adı değişen sendikada sürdürdüm.
Söz konusu üyeliğim İzmir Tabip Odası TTB Kongre delegeliğim nedeniyle katıldığım 2008 genel kuruluna dek sürebildi. O genel kurulda üyesi olduğum sendika temsilcisinin yaptığı konuşma ve o konuşma ile ortaya koyduğu tutum benim için kırılma noktası oldu. Ayrılık zamanı gelmişti.
Başka bir çok etkinlik gibi sendikacılık da “küreselci” esintilere kaptırmış olmalıydı kendini. Genel kurul salonlarının “etkileyici!” ortamından mı yoksa “az olsun benim olsun” anlayışından mı kaynaklandığı bilinmez; ama, bu tutumun tabanı örgütlülükten kopardığı da acı gerçeğimizdir.(Birleşik Sağlık İş sendikası örgütlenmemiz sürecinde az önce eleştirdiğim tutuma ilişkin geri dönüşler önemli yer tutmaktaydı. Bu tutum nedeniyle insanların kafasında oluşturulmuş olan yanlış imgenin bu çalışmalar sırasında bizlerin işini de zorlaştırdığını şaşırtı ile gördük, yaşadık diyebilirim.)
Sendikacılık, meslek odası etkinliği ve başkaca demokratik kitle örgütçülüğü tümüyle siyasetten soyutlanmalı mıdır? Bu sorunun yanıtı kuşkusuz hayır olacaktır!
Ancak bu aşamada iki konunun altı çizilmelidir.
Birincisi, bir örgütlenmenin varlık nedeni ve savaşım alanı önceliklerinin göz ardı edilmemesi ise; ikincisi de, izlenecek siyasetin ülke gerçekleri ve ulusal çıkarlarla örtüşmesi gerekliliğidir.
Göze ve kulağa hoş gelen kimi kavramların etnikçiliğe, ulus ötesi kimi odakların gereçlerine dönüşmesi olasılığını gör(e)meyenlerin de olmadık yerlere savrulmaları kaçınılmaz olmaktadır. Bu özensizliğin sendikal alana güncel yansıması ise erime ve yok oluştur.
İşte, bizler bu gerekçelerle içinde bulunduğumuz dönemde yoğunlaşan ve önümüzdeki süreçte de varlığını sürdürmesi beklenen “hukuksuzluk” ve “dayatma” ortamını da göz önünde bulundurarak; gerçek anlamda bir sendikacılık ve sendikal örgütlenme gereksiniminin giderek artacağı öngörüsünde bulunduk.
Her ne kadar adı yeni duyulmaktaysa da, geçmişi çok da yakın zamana dayanmayan bir ad altında örgütlenmenin önümüzdeki sürecin gereksinimlerine daha iyi yanıt verebileceğini düşündük.
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun sağlık işkolundaki uzantısı olan Birleşik Sağlık İş örgütlenmesini canlandırarak hem kendi alanımızdaki çalışanlarla hem de farklı alanlardaki emekçilerle daha iyi bir işbirliği içinde olunabileceği, böylelikle daha diri bir güç oluşturulabileceği varsayımından yola çıkarak kolları sıvadık.
Öncelikli hedefimiz İzmir’de bir şube örgütlenmesi konumuna gelmek ve böylelikle kurumsal kimliğin somutlaştırılması doğrultusunda ilk adımı atabilmekti. Çok iyi biliyorduk ki, ancak, bu aşamadan sonra sendikacılık yapmak çok daha olanaklı olabilecekti.
Bir yandan, bu hedefe emin adımlarla ilerlerken diğer yandan geçmişi 6 aya ancak dayandırılabilecek örgütlenme çalışmalarımızın hem kendimizi tanıtma, hem alanımızdaki ve başka alanlardaki sorunlara müdahil olma anlamındaki etkinliklerine tanık olunmaya başlandığını söyleyebiliriz.
Ziya Paşa’nın “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” sözünü rehber edinerek örgütlenme çalışmalarımızı tüm yoğunluğu ile sürdürürken güncel gelişme ve sorunlar konusundaki duyarlılığımızı da ortaya koyma görevimizi göz ardı etmiyoruz.
Bu kısa zaman aralığındaki etkinliklerimizi sizlerle paylaşırken diğer yandan da işkolumuzdaki her kesimden çalışanları Birleşik Sağlık İş’e katılmaya ve böylelikle sendikal hareketimize güç vermeye çağırıyoruz!
Bir üyemizin seslenişini paylaşmakta yarar var :
'Dün sendikalı değildin.
Tam gün yasası geçti.
Bugün sendikalı değilsin.
Kamu Hastaneler Birliği Yasası çıkıyor.
Yarın çok geç.
SENDİKALI OL.'
“İşine, İşyerine ve Vatanına sahip çık!”
Ceyhun Balcı