|
TÜRKİYE’DE KAMU ÇALIŞANLARININ ÖRGÜTLENME SÜRECİ ve
BİRLEŞİK SAĞLIK-İŞ
1980 öncesi memur örgütlenmeleri ve sendikaları Türkiye’de “memur” adı altında istihdam edilen kamu çalışanları cumhuriyet tarihi boyunca 1960’lara kadar cemiyet, birlik ve dernek şeklinde örgütlenmişlerdir.
Sendikal örgütlenmesinin birinci dönemi ise 1961 Anayasası’nın tanıdığı örgütlenme hakkının hayata geçirilmesiyle başlamıştır. 1961 Anayasası’nın 46. maddesi, “İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin de” önceden izin olmaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma hakkını kabul emiştir. Bu çerçevede “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” 1961 Anayasasına dayanarak 08.06.1965 yılında 624 Sayılı Yasa ile çıkarılmıştır.
624 Sayılı Kanun, kamu çalışanlarına grev ve toplu sözleşme hakkı tanımamakta, yalnızca örgütlenme hakkını tanımaktadır. Kanun, sendikaların üyeleri adına toplu sigorta sözleşmeleri yapabileceğini ve çeşitli konularda görüş bildirileceğini belirtmiştir. Bu kanun sonrasında 658 sendika kurulmuş ve kamu çalışanlarının yarıya yakını bu sendikalara üye olmuştur. 1965 yılında çıkarılan kanun; işyeri, meslek ve işkolu düzeyinde sendikalaşmaya olanak sağlamıştır. Bu nedenle kurulan 658 sendikanın büyük çoğunluğu az sayıda üyeden oluşmuştur.
Bu dönemde faaliyette bulunan sendikal örgütlenmelerden, eğitim emekçilerinin örgütlendiği Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) dışında hiç bir örgütlülük günümüze yansıyan, derin izler bırakacak bir sendikal birikim ve mücadele deneyimi taşıyamamıştır.
12 Mart 1971 yılında yapılan askeri darbe sonucu kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmesi yasaklanmış ve mevcut sendikalar kapatılmıştır. Daha sonra kamu çalışanları çeşitli dernekler bünyesinde örgütlenmelerini devam ettirmişlerdir.
Bu dönemde memurlar, demokratik haklar mücadelesini; TÖB-DER, TÜS-DER VE MEM-DER başta olmak üzere dernekler kanalıyla vermektedirler.
12 Eylül askeri darbesi öncesi dernek çatıları altında çalışmalarını yürüten kamu çalışanları, o dönemlerde de demokrasi mücadelesinde etkin olarak yer almışlar ve demokratik toplumsal muhalefetin önemli bir bileşeni olmuşlardır.
1980 Sonrası Sendikal Örgütlenme 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile toplumun diğer emekçi ve sistemin muhalif kesimleri gibi kamu çalışanları da ekonomik, sosyal ve siyasal hak kayıplarına uğratılmış, zora, şiddete ve sindirmeye dayalı baskı altında tutularak örgütsüzleştirme politikalarına maruz kalmışlardır.
1985 yılında Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI, Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ başta olmak üzere bilim insanlarının kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, Uluslararası Sözleşmelerin ve 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin kamu çalışanlarına sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yaptıkları yorumlar ve açılımlar kamu çalışanlarında yankısını bulmuş, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine katkısı olmuştur. 1985 yılına kadar toplumun tüm kesimleri, çalışanlardan idarecilere ve birkaç bilim insanı hariç çok sayıda akademisyen 1982 Anayasası’nın memurlara sendikalaşmayı yasakladığı kanısındaydı. Bu doğal görülmekteydi. Çünkü 1982 Anayasası bir darbe Anayasasıydı ve tümüyle yasaklarla doluydu.
1980 sonlarında kamu çalışanları bir taraftan kurmuş olduğu dernekler bünyesinde esas olarak sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde eylemli bir sürece girmişlerdir.
Kamu çalışanları 1987 yılından itibaren mesleki örgütlenmelerde sendikalaşmayı tartışmaya başladılar. Bunun için Sendika Yürütme Komisyonları (SYK) oluşturdular. SYK’ların önderliğinde telgraf çekme eylemleri, yemek boykotları, kitlesel basın açıklamaları, paneller, kapalı salon toplantıları gibi etkinliklerde bulundular. Bu dönemde nasıl bir sendika sorusu da yanıtlanmaya çalışıldı. Genel yönelim, işkolu temelinde örgütlenmiş, grevli-toplu sözleşmeli sendika talebinin hayata geçirilmesi oldu.
Kamu Sağlık ve Sosyal Hizmet İşkolunda 1980 Sonrası Örgütlenme Süreci Kamu Sağlık İşkolunda 1980 sonrası sendikalaşma süreci; Anayasa’ ya göre kamu çalışanlarının sendika kurma haklarının olduğuna ilişkin Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI ve Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ tarafından geliştirilen tezlerin ardından 1987 yılından başlatılmıştır.
1987-1989 yılları arasındaki dönemde alanda örgütlü eski ve yeni birlik ve derneklerin (Tüs-Der, Türk Tabipleri Birliği, Türk Hemşireler Derneği, Teknik Sağlık Mensupları Derneği) katkısı ile sürdürülen süreçte iki tepki ile karşılaşılmıştır.
“Sol Tepki” olarak adlandırabileceğimiz görüş özetle: “Biz siyasi mücadele veriyoruz. Sendika ekonomik mücadele aracıdır ve siyasi mücadeleye tabi olmalıdır. Ekonomik mücadele çizgisi siyasi mücadeleden daha geri bir çizgidir.”
“Sağ Tepki” olarak adlandırabileceğimiz görüş ise özetle: “Devletin memuru devlete karşı sendika kuramaz. Memur zaten devletin kendisidir.” şeklinde odaklanmış ve başlangıçta, sendikalaşma sürecine soğuk yaklaşarak uzak kalmışlardır.
Bu görüşlere karşın; “Sendikal mücadele ekonomik haklar mücadelesi olmanın yanı sıra bir “demokratik haklar” mücadelesidir ki demokrasi mücadelesinin zeminini de sendikal mücadele döşer. Devlet memurunun da işvereni devlettir ve memur haklarını isteyebilmeli, koruyabilmelidir.” şeklinde özetleyebileceğimiz görüş oluşturulmuştur.
1990 yılı ile birlikte oluşan gönüllü kadrolar “Sağlık İşkolunda Sendikalaşma Eşgüdüm Kurulu” nu oluşturmuş ve “Sağlık İşkolunda Sendika” isimli bir dergi çıkarmaya başlamışlardır.
Sendikalaşma Eşgüdüm 1990 yılında “bir sendika” kurma girişimi çerçevesinde 3 kurultay tertiplemiştir. Kurultaylara gösterilen yoğun ilgi sonucu “sol” ve “sağ” tepki çevreleri hareketlenmiş ve sürece katılmışlardır. Sonuçta Sağlık İşkolunda Sendikalaşma Süreci 3 sendikanın kurulması ile sonuçlanmıştır. (Sağlık Sen, Tüm Sağlık Sen, Genel Sağlık-İş)
Bir sendika kurmak hedefiyle yola çıkılan bu sürecin 3 sendika kuruluşu ile sonuçlanmasında; kurucuların öznel niyetleri ana neden olarak tespit edilmektedir. Kurucuların öznel niyetlerini besleyen siyasi odak müdahaleleri, sendikaların faaliyet döneminde daha net olarak izlenmektedir.
1992 yılında “sağ” çevrelerinde sendikalar kurması ile sağlık işkolunda sendika sayısı 8 e yükselmiştir.
1994 yılında “sendika-siyaset” ilişkisine bakış çerçevesinde oluşturulan iki platform; Eğitim-İş ve Genel Sağlık-İş öncülüğünde oluşturulan “Eşgüdüm Sendikaları” ile Eğit Sen, Tüm Sağlık Sen öncülüğünde oluşturulan “Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu” (KÇSP) konfederasyon kurulması konusunda görüş birliğine vardılar. 1994 Temmuzunda bu birlikteliğin adının “Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu” (KÇSKK) olması kararlaştırıldı.
Konfederasyonun kurulması için 11-12 Kasım 1995 tarihlerinde 28 sendikadan 500 delegenin katılımı ile Ankara’da “Konfederasyonlaşma Tüzük ve Kuruluş Kurultayı” yapıldı. Kurultayda kabul edilen tüzük ile 8 Aralık 1995 tarihinde kuruluş dilekçesi İstanbul Valiliği’ne verilerek Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kuruldu.
Kuruluştan sonra, KESK içinde aynı işkolunda yer alan sendikaların birleştirilmesi gündeme gelmiştir. KESK içinde Sağlık ve Sosyal Hizmet İşkolunda faaliyet gösteren Genel Sağlık-İş, Tüm Sağlık Sen, Sosyal Hizmet Sen ve Sağlık Sen’ in yapısal ve fonksiyonel farklılıklarına rağmen bir “birleşme yöntemi” bulunmaya çalışılmıştır. Sonuçta yeni bir sendika kurulması ve kurulacak bu sendikaya 4 sendikanın kendisini feshederek katılması kararlaştırılmıştır.
Ancak; yeni sendikanın (SES) Tüzük, yönetici ve kurucularının belirleneceği kurultaya gelindiğinde üyenin söz, karar ve inisiyatifini yansıtacağı hedeflenen yeni sendika kuruluşunda bu yöntemin işlemediği görülmüştür. Sonuçta; üyenin talep ve iradesi yerine, süreç içinde sendikalarda belirleyiciliği bilinen siyasi odakların yapılandırdığı “siyasi ittifak” ın talep ve iradesi ön plana çıkmış, mevcut üyenin temsil gücünü içermeyen bir yönetim ve tüzük oluşturulmuştur.
Bunun böyle olduğu kuruluş kurultayında da onaylanmış, kuruluşu takip eden 3 ay içinde yeni bir Tüzük Kurultayı toplanması kararı alınmıştır.
SES’ in kuruluşunda yaşatılan bu zaafın sonucu olarak “birleşme ve bütünleşme” projeleri uygulanamamıştır.
Dönemin SES yönetimlerinin SES’ i oluşturan bileşenlerden Genel Sağlık-İş kökenlilere yönelik tasfiye politikaları yanı sıra “sendikal olmayan siyasi grupların” öncelikleri doğrultusunda faaliyet göstermeleri üye tabanında bir rahatsızlık ve erime sürecini de beraberinde getirmiştir.
Birleşik Sağlık-İş’ in kuruluşu SES içinde siyasi grup müdahaleleri sonucu yaşanan anti-demokratik süreci onaylamayan ve “sendika-siyaset” ilişkisinde sendikal bağımsızlığı savunan 41 ilden gelen temsilcilerle yapılan bir toplantı sonucunda “Genel Sağlık-İş sendikal anlayışını devam ettiren” yeni bir sendikanın kuruluş çalışmalarının başlatılması kararlaştırılmıştır.
İstanbul’ da kurulan Sağlık-İş ve İzmir’ de oluşturulan Merkez İrtibat Bürosu’ nun ortak çalışmaları sonucunda 1 Eylül 1997 yılında Birleşik Sağlık-İş kurulmuştur.
|